#5. Organize İşler Bunlar

Odada yaklaşık on beş kişiydik. Kapı açıldı ve içeri oldukça cüretkar kıyafetiyle bir hanımefendi girdi. Siyah kalın çerçeveli gözlükleri, keskin yüz hatları ve dik duruşu ile kendinden epeyce emin gözüküyordu. Çok geçmeden konuşmaya başladı: “Beyler, bir üyesi olma ihtimaliniz olan bu firmayı umuyorum ki araştırarak gelmişsinizdir. Çünkü bizi bilmeyenle çalışmayı pek tercih etmeyiz. Sektöründe Avrupa’da ikinci, Türkiye’de ise birinci sırada olan bir firmanın kapısını çaldınız. Bu ön görüşme için bile birçok kişi sırada bekliyor. Ayrıca firmamızın sağladığı imkanlardan da yararlanacaksınız. Elbette delilerce eğlenerek çalışmayı seviyorsanız?

Birebir başımdan geçen bir olaydır. Sözler üç aşağı beş yukarı bu şekildeydi. Bir gençlik hatası diyebiliriz; ya da erken yaşta güzel bir tecrübe…İyi bir sosyal psikoloji deneyi olmuştu benim için. İnsanların nasıl da bulunabilirlik yasası ile çevrelenebildiğini görmüş oldum. Nasıl mı?

Bu konuşmasının arkasından soru sorulmasına bile izin vermeden firmanın bizlerden neler istediğini peşi sıra yapıştırıverdi. Hiç de rasyonel olmayan hedefler karşılığında, kişilere iş sürecinde kullanmak üzere araba vereceklerini söylüyor, haftalık satış raporlarına  göre birinci olan ekip üyelerine taşınabilir bellek armağan edeceklerini (dışarıdan satın almak istesen birkaç on liradır.), portföyde olmayan bir müşteri kazandırırsak da orta kalite bir firmanın gömleğini kazanabileceğimizi, iyi bir çocuk olursak Gargamel ile büyü yapabileceğimizi…

İş görüşmesi değil, bul karayı al parayı oyunu gibiydi ancak görüşmenin farklı bir boyutu vardı. Benim, asıl ilgilendiğim nokta; içeride bir sosyal psikoloji deneyi dönmesiydi.

Eğer, bir grubun üyesi olmak için çok çabalamışsanız ve nihayetinde o grubun bir üyesiyseniz, o gruba karşı aidiyet duygunuz daha yoğun olur. Söz gelimi, Türkiye’de yapılan merkezi sınav sistemi ile çok yüksek puanlar karşılığında öğrencisi olabileceğiniz bir üniversitenin mezunuysanız; yıllık pilav günlerini, dernek toplantılarını, baloları ya da grup aktivitelerini kaçırmıyorsunuz demektir. Çünkü bilinçaltınız bir şey için ne kadar çok savaşıyorsa o kadar fazla veriyi içine alıyor. Ne kadar çok veri varsa, o kadar çok istek vardır. Ön görüşmeyi gerçekleştiren hanımefendinin dış görünüşünü bilerek detayladım; çünkü çok önemli. Kasıtlı olarak ciddi bir imajı olan, keskin yüz ifadeli ve kendinden emin bir duruşa sahip birini karşımıza çıkartmışlardı. Bayan olmasının sebebi biraz farklı. Erkek görüşmeci, ortamı olması gerekenden daha da sert bir pozisyona girdirebilirdi. En azından grubun psikolojisi bu yönde olacaktır. Oysa şu bir gerçektir ki, erkekler bayanlarla iletişime geçtiklerinde daha esnek ve dikkatli davranmaktadır. Ayrıca bir başka araştırma gösteriyor ki, iş hayatında kadınlar erkeklere göre daha inandırıcıdır. Bu defalarca üzerinde çalışılmış bir gerçeklik.

Bilinçaltımıza verilmeye çalışılan mesaj netti; “Zor bir yerdesin. Buranın parçası olursan çok şey kazanacaksın. Ancak sana ne dersem diyeyim, inan, sadece inan.”

Ayrıca bu toplantının bel kemiğini oluşturan bir diğer yöntem de “Bulunabilirlik İlkesi” dir. Bu ilkeye göre kişi en son öğrendiği şeyi bir referans olarak alıp, bir sonraki değerlendirmelerini buna göre yapar. Dışarıdan gelen uyaranda, negatif yönler bile olsa, bu negatif uyaranları pozitife çevirir ya da nötr değerlendirir. Yani gerçekte kendi alyehine olan bir şeyi görmemezlikten gelir.

Bizimle yaptığı görüşmenin ilk yarısının son kısmında aynen şu cümleleri kullanmıştı: ” Ayrıca firmamızın sağladığı imkanlardan da yararlanacaksınız. Elbette delilerce eğlenerek çalışmayı seviyorsanız?” Bilinçaltımıza şu mesajları veriyordu; ” Buraya girmek zor. Eğer her ne koşulda olursa olsun girebilirsem, bana birçok imkan sunulacak. Ve nasıl çalışırsam çalışayım, deliler gibi eğleneceğim.”

Akabinde talep edilenleri saymaya başlayınca kişiler garipseyeceğine garip bir şekilde bu taleplerin partizanı olmaya başlamışlardı. Zorlukla bir parçası olunan grubun sanki gerçek bir üyesiydiler ve başlarıyla adeta; ” E, tabi buranın parçası olmak zor. Bizden bir şey istiyorlarsa bir gerçekçi sebebi vardır.” diyorlardı. Bu grup psikolojisinin bir diğer yan tesiridir. Eğer bu zorlu grubun içerisindeysen kurallara sıkı sıkıya uyarsın, gelebilecek her türlü provokasyonda daha da sıkı bağlanırsın. Günümüzün siyasilerinin kullandığı bir yöntemdir bu.

Halbuki; iş görüşmesinin satır aralarında şu gizliydi; emeğine karşılık ne kadar vereceğim kesin değil ancak, bir hafıza kartı kadar değerin var gözümde. Normalde geniş bir sahada çalışacaksın. Bunu biliyorum ve bunu sana karşı bir yem olarak kullanıyorum. Çalış çabala ki, ayakların yürümekten, sırtın çanta taşımaktan zonklamasın.

Neden bu kadar kolay kör olabilmişti herkes? Çünkü kendi ayaklarıyla firmaya gelmişlerdi. Yani deplasmanda olan onlardı. Üstelik ne küçük bir şansla oraya gelebildikleri sert bir mizaçla aktarılmıştı. Paraya ve kariyere ihtiyaçları vardı. İstekli olan taraf onlardı. Ya da iş görüşmesine gelenler öyle olduğunu sanıyordu.

Yaklaşık bir sene sonra  firmanın merkezi, ekonomik sıkıntıya girdiği için taşındı. Çünkü, o kadar çok işçi sirkülasyonu vardı ki, bir süre sonra kaliteli bir çalışan bulmakta sıkıntı yaşamaya başlamış, vasat çalışanlarla vasat hizmet sunmaya başlamışlardı. İnsanlar bulunabilirlik ilkesine ve grup psikolojisine inanır ve ona göre hareket ederler; ancak bir süreye kadar…

Elbette bu da gelire yansımış ve firma eksileri görmeye başlamıştı.

Sizlerin işe ihtiyacı olduğu kadar firmalarında çalışanlara ihtiyacı vardır. Gün geçirmek istiyorlarsa, buyursunlar geçirsinler. Yok, geleceğe uzanan bir firma olmak istiyorlarsa, kartondan firma hikayeleri yerine objektif yaklaşmak daha yararlı olacaktır.

Ayrıca, eğer içinizden biri bir iş görüşmesine gider ve yanında beni oturur görürse, iş üstünde olabilirim.

Share

Leave a Comment