#37. TERZİ KADIN

Toplumda “Ötekini Yaratmak” için ne yapmak gerekir? Kendinizi sağlam bir insan hakları savunucu olarak görürken, elinize yüzünüze koca bir ayrımcılık bulaşsa, nasıl temizleyebilirdiniz? Yoksa en iyi temizlik, hiç kirletmemek midir?

1955 yılının son ayında Rosa Parks her zaman yaptığı gibi yaşadığı şehir olan Alabama’nın Montgomery’de otobüse binmişti. Terzilik yapan bu Afro-Amerikan kadını diğer insanlardan ayıran ve fazlasıyla ses getiren eylemi günümüzde bile hala birçok filme ilham olmuş, sosyal psikoloji kitaplarına kadar girmiştir.

Malum, o dönemlerde Amerika kendi içinde ırksal bir savaş vermekteydi. Montgomery şehri de bu ırksal savaşın içindeydi. Adını Thomas Rice’ın 1828 yılında yarattığı karakter olan Jim Crow’dan alan ırkçı yasalar, siyah ve beyazlar arasına keskin çizgiler koymaktaydı. Rice’ın düşünsel dünyasında yarattığı Crow karakteri, geri zekalı, ilkel, her türlü aşağılanmaya maruz kalan bir zenci tiplemesiydi. Aslında Jim Crow, siyahileri itibarsızlaştırmak için kullanılan bir semboldü. Jim Crow yasaları, ilk kez 1875’de Tennessee eyaletinde kabul edildi. Bu yasalara göre demiryolları ve tramvaylarda kesin ırksal ayrımlara gidildi. Her yerde “Sadece Beyazlar içindir” ya da “Sadece Siyahlar” gibi tabelalar vardı. Daha sonra yasalar gittikçe sertleşti ve hemen hemen tüm Güney eyaletlerinde vücut bulmaya başladı.

Montgomery’de otobüslerin ilk 10 koltuğu da sadece beyazlar içindi. Eğer ayakta bir beyaz yoksa, siyahiler orta bölüme oturabiliyorlardı. Müebbet yolculuk yerleriyse en arka sıralardı.

İşte tam bu zamanlarda bayan Parks, şoförün hemen ardındaki yani beyazların mutlak koltuklarından birine oturmuş, beyaz bir erkek onu uyarıp oturmak istediğini belirtmesine rağmen, buna direnmişti. Hemen oracıkta tutuklandı. Mahkemeye verilen ifadelerde o gün Rosa Parks’ın yalnız olmadığı, dört siyahinin de beyazlara ait olan yerlere oturduğunu ancak yapılan uyarı ile yerlerinden feragat ettiği öğrenildi. İçlerinde itaat etmeyen tek kişinin Parks olduğu anlaşıldı. 5 Aralık Pazartesi günü tutuklandığında 14 dolar para cezasına çarptırıldı ama o davayı temyize götürdü. Para cezasını ödemek mevcut durumu kabul etmek anlamına geliyordu. Temyiz davası sürecinde birçok siyahinin evine saldırılar düzenlendi. Yüksek Mahkeme siyahi yolcuların otobüslerde istedikleri yere oturabilecekleri yönünde karar vermesiyle siyahilerin otobüs eylemleri 21 Aralık’ta sona erdi.

Bu inatçı terzi daha sonraları: “ İnsanlar oturduğum yerden yorgun olduğum için kalkmak istemediğimi söyleyip durdular. Ancak gerçek böyle değil. Benim yorgunluğum fiziksel değildi. Sürekli teslim olmaktan çok yorulmuştum” diyecekti.

Rosa Parks 24 Ekim 2005’te 92 yaşını deviremeden, hayata gözlerini yumdu. Onun anısını yaşatmak üzere de Amerikan Toplu Taşımacılık birliği 1 Aralık gününü “Rosa Parks’ı Anma Günü” ilan etti. Ülkenin her yerindeki otobüslerde, o onurlu direnişi tekrar canlandırmak için şoförün tam arkasındaki koltuk boş bırakılarak yanındaki cama “ Her şey bir otobüste başladı” yazan bir afiş asıldı.

İşse sosyo-psikolojik açıdan merakımızı cezbedecek bir araştırmanın doğum hikayesi tam bu gün ortaya çıktı.

O gün, New Yorklu bir gazeteci insanların bu onursal çağrıya karşı sergileyecekleri davranışları araştırmak üzere sahaya indi. Sonuç olarak, dünyanın en kalabalık metropollerinden biri olan New York’ta otobüsteki her koltuğun, özellikle şoförün arkasındaki tek koltuğun, işten çıkıp yorgun argın evine dönecek herkes için altın değerindeydi. Genel anlamda da insanlar bu çağrıya uymuş ve koltuğu boş bırakmıştı. Yine de anma gününde Parks’ın anısına ayrılan koltuğa oturan insanlar da vardı. Bu nasıl olabilirdi ki?

Gazeteci, koltuğa oturan kişilere, diğer yolcuların sert gözlerle baktığını fark etti. Hatta aralarında konuşan yolculara kulak misafiri oldu. Böyle bir saygısızlığın ne tür bir insanın yapabileceği üzerine konuşuyorlardı. Oturanlar ön yargılı ve ırkçı mıydı? Belki de bencil ve kibirli insanlardı. Kendi ihtiyaçlarını her şeyden önde geliyordu bu insanların. Gazetecinin kulakları bu ve buna benzer birçok karakter yüklemelerini işitmişti.

Mesleki anlamda kendini oldukça iyi geliştirmiş bir muhabir geleneğinden gelen gazeteci, ön tarada oturmuş bu insanlarla tek tek görüştü. Gerçekler, insanların çoğunun hiç de düşündüğü gibi değildi. Çoğunluğun suskun öfke nöbetleri eşliğinde yolculuk yapan bu kişiler, koltuğun anma günü için ayrıldığından haberdar değillerdi. Çoğu da hiçbir uyarının dikkatlerini çekmediğini belirtmişti. Gerçekten de uyarı yazıları çok küçüktü ve akşam yorgunluğu çökmüş bir kişi için dikkat sınırının altındaydı. Üzerine, uyarıların, oturan kişinin göz hizasının çok dışında konumlandırılması eklenince durum daha da anlaşılır hale gelmişti.

Anma gününün ortaya çıkışı, bir ayrımcılığın son bulması için yapılan cesur bir eylemken, yıllar sonra eylemi ve dolayısıyla Rosa Parks’ın anısına saygı gösteren kişilerin bir kısmı da o koltukta yanlışlıkla oturan insanlara edilgen bir ayrımcılıkta bulunmuştu. Ciddi anlamlar yüklemişler, haksız karakter yüklemelerinde bulunmuşlardı.

Bir an için kendinizi ön tarafta oturan ve çağrıdan habersiz olan biri olarak düşünün. Otobüsteki tepkili kişilerin de edilgen olmadığını varsayın. Siz derdinizi anlatmaya çalışana kadar, günün yorgunluğu üzerine bir de bonus olarak duymak istemeyeceğiniz sözlere maruz kalıyorsunuz. O aşamadan sonra, normal zamanda o günün anlamı sizin için çok büyük bile olsa, artık o günü farklı bir şekilde hatırlamaya başlayacaksınız. Belki karşı varsayımlarda bulunacaksınız ve böyle kızgın bir kalabalıkla aynı günü anmak dahi istemeyeceksiniz.

Toplumsal hareketlerin nirvanaya ulaştığı dönemlerde, tepkilerini majör notalarda yaşamak istemeyen insanlar toplumun diğer enstrümanları tarafından aynı baskı ve kimliklendirmeye maruz bırakılabilmektedir. Dahası bu deneyimi yaşayan insanlar sessizce, toplumdan geri çekilerek etkiye tepki olarak, karşı ayrımcı hareketlerin içerisine girebilmektedir.

Yaşanılan bu ayrımcı ve gerçeği öğrenmeme uğraşı, çoğunlukla düşüncelerimize fazla güvenmemizden kaynaklanıyor. Toplumsal hareketlerin doğası gereği, kişiler hızlı bir şekilde politikleşir ve iletişim kanalları daha dürtüsel hale gelebilir. Aklıselimin galip gelebilmesi için içsel yatkınlıklara, sözgelimi, aklımızda oluşturduğumuz hazır senaryolara göre değil, objektif ve karşı tarafı anlamaya yönelik iletişim stratejileri yaratmalıyız. Aksi durumlar, gereksiz cepheleşmeye sebep olmaktadır.

Alabama’nın gözü pek terzisi, yıllar önce ayrımcılığa karşı tek başına direnirken aklında sadece kendi haklarını yüceltmeye çalışmak yoktu. Onun amacı insanların ama tüm insanların hak ettiği onurlu duruşla yaşayabilmeleri sağlamak vardı. Bunu yapabilmek için hem kendimizin hem de diğer insanların haklarını aynı derecede biricik olduğunu bilmemiz gerekir.

Share

Leave a Comment