#32. Otomatik İnsan Makinası

Demokrasilerde her birey özgürce karar verebilir mi? Özgürce karar verebilmek için öncelikle konu hakkında bilgi sahibi olmamız gerekmez mi? Peki toplulukların aldığı her ortak karar gerçeği yansıtır mı?

Eğer demokrasiyi çok katlı bir binaya benzetirsek, her katı toplumun farklı katmanlarına güzel bir örnek olur. İnsan bu çok katlı binanın temelini oluşturuyor. İnsanın çocukluk dönemi ise kumun, çimentonun ve suyun nasıl hazırlandığını görebildiğiniz mükemmel bir süreçtir.

Davranışların sebeplerini incelemek için birçok biliminsanı, çocukluk dönemini gözlemler. Özellikle daha yürüme sürecinin başlamadığı dönemlere giderseniz, çocuklar için ne de sıkıntılı bir süreçtir, bilemezsiniz. Düşünsenize; aylarca bakarsınız ancak gidip elleyemezsiniz. Kazara ebeveyn objenin yanına kucağında bebeği götürdüğünde tam zafere ulaşacakken hedefin bezi almak olduğunu fark ettiğinde, büyük hayal Titanik gibi serin sulara gömülür.

Günler ayları kovalar ve fiziksel gelişim yürüme eylemi için artık elverişli hale gelir. Çocuk tam hedefine ulaşacakken anne gider getirir. Çocuk şişenin kapağını açmaya çalışırken baba hızla davranır ve hayaller bir kez daha sulara gömülür.

Yaş biraz daha artınca ne giysem telaşı başlar. Gerek yoktur çünkü anne çoktan kombinlemiştir. Okul seçimleri tam bir felaket olabilir; ilk beş sıra ebeyen tarafından tutulmuştur.

Çocuk artık hiç farkına varmadan otomatik pilota bağlamıştır. Kendi kararlarının pek de önemsenmediği bir grubun üyesidir.

Abartıldığını mı düşünüyorsunuz? O zaman sizi Muzaffer Şerif’in ‘Otokinetik Etki’ deneyiyle tanıştırayım.

Şerif,  1906 yılında İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğan Türk asıllı Amerikalı psikologtur. Sosyal psikolojinin kurucu kuşağı içerisinde ismi en önde gelen biliminsanıdır. İzmir Amerikan Koleji’nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Harvard Üniversitesi’nde psikoloji alanında lisans eğitimi de aldı ve Columbia Üniversitesinde doktorasını tamamladı. Türkiye’ye geri döndüğünde  Ankara Üniversitesi Dil ve tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde felsefe dersleri verirken C-Ceza Yasasının 141. maddesine aykırılık gerekçesiyle bazı öğrencilerle beraber tutuklandı. Yıllardan 1944’ü gösterdiği bu dönemde, dış ve iç basından ciddi bir tepki gelmesi üzerine takipsizlik kararı verildi ve serbest bırakıldı. Akabinde ABD’ye giderek ölümüne kadar çalışmalarına orada devam etti.

Şerif’in peşinde olduğu konu bir kuralın oluşumunu yönetmeye gerek kalmadan grup içerisinde kendiliğinden biçimlenen kuralların işleyişini anlamaktı.

Biraz daha açacak olursak, grup içerisinde ortak karar alma süreçleri nasıl gerçekleşiyordu ve bu mekanizma hangi etkenlere bağlıydı?

Ünlü ‘Otokinetik Etki’ deneyine geçmeden önce deneye adını veren etki hakkında kısa bir bilgi vermek isterim.

Eğer karanlık bir odada bir ışık noktasına bir süre bakarsanız bu ışık noktası haraket ediyormuş gibi görünür. Otokinetik etki olarak isimlendirilen bu algı yanılması Şerif’in deneyinde oldukça işe yarayacaktı.

Deneyi üç aşamaya ayıracağız.

Birinci aşamada, daha önce birbirlerini tanımayan bireyler karanlık bir odaya teker teker alınıyorlar. Kendilerinden ışık noktasına tüm dikkatleriyle bakmaları isteniyor. Ardından bu ışığın bakış süresi içerisinde kaç santimetre hareket ettiği sorusu soruluyor. Işık birkaç kez daha gösteriliyor ve her seferinde tekrar aynı soru soruluyor. Her denemede farklı sayılar veren de oluyor ancak daha sonra kişi kendisi için belli bir standartı belirtiyor.

İkinci aşamada, deney kapsamındaki kişiler gruplar halinde karanlık odaya alınıyor ve bu sefer tahminlerini yüksek sesle yapmaları isteniyor. İkinci aşamanın başlarında her birey kendi fikirlerini duraksamadan belirtirken zamanla tahminler birbirlerine yaklaşmış ve grup kendisi içinde bir standart belirlemişti.

Üçüncü aşama deney için en kritik aşamaydı. Bu aşamada bireyler karanlık odaya, birinci aşamada olduğu gibi, tek tek alınıyor ve tahminleri soruluyor. Odada tek başlarına olmalarına rağmen, birinci aşamadaki kararlarından oldukça sapmış, ikinci aşamada oluşan grup standartına göre tahminlerini yürütüyordu.

Ne olmuştu da, birey aldığı kararda değişikliğe gitmişti. Ya da farklı bir soruyla, artık birey, birey değil miydi?

Siz bunu düşünedurun, ben işi büyük bir zevkle daha da karmaşıklaştırıcağım.

Birinci aşamada bireysel olarak tahminleri sorulan kişileri hatırladınız mı? Peki deneye ilk kez katılan bir kişi ilk tahmin deneyini birinci aşamadaki gibi değil de, grupla beraber belirtmek durumunda olsaydı, sonuçlar değişir miydi?

Sonuçlar çok ciddi değişmiyordu. Ancak tutumlar konusunda aynı şeyi söyleyemeyiz.

Bazı denekler, ilk tahmin tecrübelerini deneyin ikinci aşamasından başlayarak yani direkt olarak grupla beraber ve yüksek sesle beyan ederek başladığında işler biraz farklılaşıyordu.

Klasik deneyde önce kişi tek başına, daha sonra grup halinde ve yine daha sonra tek başına test ediliyor ve sonuç ikinci aşamada grup standartına uygun oluyordu.

Ancak deneye birinci aşamayı atlayıp direkt ikinci basamakla başlayan denek, ilk kararını grupla beraber aldığı için, bireysel kararı tek başınayken sorulduğunda gruba uyum oranı, önce tek başına test edilene göre daha fazla oluyordu.

Bireysel kararı oluşmadan grup içerisinde ilk kararını almak durumunda olan kişilerde gruba riayet etme eğilimi daha fazla olmaktadır.

Daha da karmaşıklaştırmaya ne dersiniz?

Peki ikinci aşamaya dönecek olursak, grup olarak odaya alındıkları ve tek tek yüksek sesle tahminlerini belirtileri anda grubun içerisinde sözde bir uzman koyarsak ve bu uzman da abartılı bir tahminde bulunursa, grubun standart kararı değişir mi?

Değişir.

Grubun içerisine girerek sözde uzman abartılı bir tahminde bulunuyor ve odayı terk ettiğinde dahi denekler aynı şekilde bu abartılı tahmine uyuyor ve kararları abartılı bir şekilde değişiyordu.

Şimdi bir düşünün bakalım. Çalıştığınız iş yerinde toplantılardan önce kaç kez fikirleriniz özel olarak sizlere soruluyor? İçiniz rahat olsun çünkü çok az yönetici Muzaffer Şerif’in bu deneyinden haberdardır. Şimdi haberdar olduğunu sanıyorsanız, yine yanılgınız devam etmektedir.

İnsanların bireysel karar alma süreçlerini öğrenmeleri çok önemlidir. Bunun içinse karar alacakları konu hakkında detaylı bilglere ihtiyaçları vardır. Direkt grup içinde karar almak kişi için de güvenilir bir yöntem olarak düşünülür. Halbuki Şerif’in deneyindeki o ışık kaynağı hiçbir zaman hareket etmemiştir. En başında hareket etmediğini belirten kişiler dahi bir başka biliminsanı olan Solomon Asch’in deneyinde olduğu gibi grubun ortak kararına karşı çıkmanın zor bir şey olduğunu iliklerine kadar hissetmişlerdi. Adeta sistem otomatik insan makinasına dönüşmüştür.

İnsan sosyal bir varlıktır. Tek başına karar almak zor olabilir. Bununla birlikte, insan grup içerisinde pekala daha önceden planlanmış şekilde manipüle edilebilir. İş hayatında çalışanların bireysel kararlarıyla ilgilenmek birçok yönetici için çok zordur. Zaten bundan dolayı birçok yönetici yeni nesil çalışanlarla anlaşamamaktadır çünkü yeni gelen işgücü daha çok bireyselcidir ve grup kararından önce kendi kararını oluşturmayı tercih eder. Bundan yola çıkarak artık daha küçük ölçekli şirketlerin neden kurulduğunu, neden daha hızlı ve etkin kararlar alabildiklerini daha iyi anlayabiliriz.

Amaç, zaten alınmış olan bir kararın kitleye kabul ettirilmesiyse yapılan onca toplantı kapitalist sistemin ancak aldığı kararı meşrulaştırma çabasından daha fazla öteye gitmez. Ancak geniş katılımlı, demokratik ve tabandaki farklı görüşleri bir gelişim alanı olarak ele alınacaksa, bireylerin özgürce karar verebilecekleri ortam oluşturmak, sistemleri zayıflatmaz, aksine, güçlendirir.

Share

Leave a Comment