#26. Korkunç Ter

Korku filmlerini oldum olası sevemedim. Evde ne zaman korku filmi sohbeti geçse annem, gençliğinde sinemada izlediği “Suspiriye” filmini anlatır durur. Her ne kadar günümüzün korku filmleriyle aşık atamasa da, bu eski film oldukça kendisini etkilemiş olacak ki, hala anlatırken o kareleri yaşıyor.

Verdiğin parayla gidip korkup, eve geldiğinde akşam tuvalete tırsarak gitmek nasıl bir keyif, hala anlamadıysam da bu duyguya saplantılı olanlar da var. Kuşkusuz zevkler tartışılmaz ancak araştırılmaz diye bir kural da yok.

Çok yakın bir zamanda, 2009 yılında dünyanın en kalabalık metropollerinden New York’ta Stony Brook Üniversitesi’nde bilişsel nörobilimci Lilianne Mujica-Parodi korku üzerine değişik bir deney gerçekleştirdi.

Hayatında hiç uçaktan atlayış yapmayan bir grup insan buldu. Ülkemizde deneylerde çalışacak gönüllü bulmak olduça zor ama uçaktan hiç atlamamışını bulmak sanırım pek de efor gerektirmez. Bahsettiğimiz yer New York olunca insanı pek duraksatan bir şey değildir.

Uçaktan daha önce atlamamış kişi bulmak demek elbette onları uçaktan atlatacağı anlamına geliyordu. Öyle de yaptı. Ama atlamadan önce her bir deneğin koltuk atlarına terlerini emecek petler yerleştirdi.

Gittikçe garip bir hal aldı, değil mi?

Oldukça fazla sayıda ter örneğine sahip biliminsanımız, laboratuvarda fMRI makinasına bağladığı farklı deneklere bu ter örneklerini, bazılarına da korku anında olmayan, sıradan vatandaşlardan aldığı ter kokusunu koklattı.

Beyin öylesine bir karakutudur ki içini incelemek insanı hayrete düşürür. Dünya içinde bir dünya, evren içinde sayısız evrenler barındırır. Onunla ilgili basit tanımlamalar, basit açıklamalar duyuyorsanız hızlıca kaçın.

Korku dolu ter kokusunu ve gayet normal bir zamanda alınmış ter kokularını koklayan kişiler aslında ne kokladıklarını bilmiyorlardı.

fMRI makinasına bağlı bir kişinin beyin aktiviteleri eş zamanlı olarak incelenebilmektedir. Duyu organlarınca dış dünyadan getirilen tüm iletilerin beynin hangi bölümünde ne gibi etkilere sebep olduğunu kolayca gözlemleyebilirsiniz. Mükemmel bir cihaz!

Korku terine maruz kalmış beyinlerin korkuyu değerlendiren bölgeleri amigdala ve hipotalamustaki aktivite oranı inanılmaz derecede artış göstermişti. Sanki beyinleri o anda dışarıdan gelen bir tehdide reaksiyon veriyor gibiydi. Standart ter kokusuna maruz kalmışlarda ise yok denilebilecek oranda bir dalgalanma söz konusuydu. Muhtemelen ne kokladıklarını bilmedikleri için endişe durumu yaşamış ve böyle önemsiz bir dalgalanmaya sebep olmuştu.

Akabinde ikinci bir deney daha yapıldı. Her iki gruba da bazı duygu durumlarını anlatan yüz ifadeleri gösterildi. Burada da korku teri koklamış denekler diğer deneklere göre tehdit edici bir yüz ifadesini %43 oranında daha doğru tanımladılar. Bu veri çok önemlidir. Beynin korkuya verdiği tepkinin davranışlar üzerinde de etki sahibi olduğunu açıklar.

Peki neymiş? Korku insanlar arasında biyolojik yollarla bile bulaşabilen bir duygu durumu. Her gün bindiğiniz toplu taşıma araçlarında, okuduğunuz gazetelerde, ofis arkadaşlarınızın yüzünde korku varsa bu duygu durumu size geçmiyor diyebilir misiniz?

Korku kültürünün yaygın olduğu toplumlarda öncelik kişisel savunma refleksindedir. Refleksler en ilkel güdülerden kaynaklanır. Modern toplum olabilmek için güdülerden daha fazlasına ihtiyaç vardır. Daha da açmak gerekirse; günlük yaşamındaki davranışlarının çoğunluğu refleksler üzerine kurulu olan bir kişiyle medeni yollarla anlaşamaz; trafikte tartışır, sırada önünüze geçer, centilmenlik bekleyemezsiniz. Daha da ötesi; adalet bulamazsınız. Çünkü eşitlik basit bir matematik bilgisine, adalet ise koca bir zekaya ihtiyaç duyar. Zeka refleksin olduğu yerde yeşeremez.

Kevin Dutton’ın bir kitabında altını çizdiği gibi: ” Kendinizi ne kadar tehdit altında hissederseniz, ne kadar saldırılma riski taşıyorsanız, güvenlik radarının hassas olmasında o kadar fayda vardır.”

Ve ne kadar korkuyorsanız, korkunuzu o kadar çok fazla kişiye bulaştırıyorsunuzdur.

Share

Leave a Comment