#25. Karakter

Karakter kolayca  değişen bir şey midir? Kendini hızla değiştirebildiğine inanan kişilere güvenmemiz için yeterli sebep var mıdır? Peki, toplumun karakteri var mıdır?

Varsa, bunu ne belirliyor?

“Karakter” kelimesi birçok farklı özelliği tek bir tanımda toplar. Sözlü ve yazılı sanat dallarında hissi olarak benzer görevler taşır. Sinemada “karakter sanatçısı” olmak, dildeki bazı verileri belli karakterler kullanarak kalıcı hale getirmek vb. gibi betimlemeler aslında tek bir şeyi işaret etmektedir. Karakter, yarattığımız belli bir anlamı kodladığımız statüdür. İyi karakterde olmak, algısal temelde pozitif dürtüler beslememize, kötü karakterde olmaksa o kişiye karşı her an dikkatte, tetikte olmamız gereken bir ruh hali yaşamamızda etkilidir.

Davranışçılar, bilişçiler ve dahi Froydçular karakterimizi oluşturan yapıtaşlarını kendi bakış açılarına göre tanımlamaya çalıştılar. Bugün halen, mizacımızı belirleyen etkenler üzerinde çok yuvarlak tanımlamalarda bulunabiliyoruz. Genetik olduğu, yaşanılan çevre tarafından etkilendiği ve hatta bilinçaltımıza ittiğimiz şeylerin karakter oluşumunda daha fazla belirleyici olduğu yönünde fikirlere sahibiz. Şuanda yaygın kabul, genetik miras ve çevre faktörlerinin belli oranda etkin olduğu yönündedir.

Fikrimi soracak olursanız; genetik bu işin temellerini; aile sınırlarını ve çevre bu sınırların ihlal edilip edilmediğinin denetlenmesinde rol oynamaktadır. Çocuk belli bir mizacı ailenin kalıtımıyla hayata geçirmekte. Ne var ki, belli bir süre yine aile ile bu sınırları genişletmekte ya da daraltmakta, bu sınırlara kendi değer yargılarını da eklemekte, çevrenin bildirimleriyle de bu sınırın çapını anlamaktadır. Bu tanım, çocuğun asıl karakter ölçümlemesini aile temel-rolü üzerine kurgulandığı varsayarsak,  doğrudur. Çevre temelli rol oluşumu çocuk için genellikle çok ciddi karakter sorunları yaşatabilmektedir  .

Çekirdek aile içerisinde büyüyen çocuklar ile geniş aile içerisinde büyüyenler arasında çok ciddi farklılıklar gözlenir. Çocuk rol model olarak sadece anneyi babayı ve varsa abi-ablayı inceleyebilir. Oysa büyük ailelerde işin içine birinci nesil de girer. Özellikle ülkemizde olduğu gibi herkes kendi karakterinden bir parça çocuğa eklemek istiyorsa, seyreyleyin cümbüşü. Kalabalık ailede yetişmenin iyileyici ya da kötüleyici hiçbir yanı yoktur. Sadece çocuğun gelişiminde bir takım derin farklılıklar gözlemlenebilir.

Aslında şuana kadar karakter üzerine genel yaklaşımlardan bahsettik. Gelelim sanal alemdeki karakterlere…

Haziran hareketi sırasında ve hemen sonrasında sosyal medyada da, geleneksel medyada da bir “realite” kavgası yaşandı. Bir grup, diğer cepheye “klavye delikanlısı” diyor; diğeri ise cevaben “sıkıyorsa sokakta kapışalım” diyordu. Ne garip? Değil mi? Değil diyorsan yeni jenerasyondansın.

70’li dönemlerde Türkiye ciddi bir kutuplaşmanın içerisinde kalmıştı. Sağ ve sol görüş akımları, o dönemde yetişkin yaşlarda olanların anlatımlarıyla pek de renkli gözükmüyordu.

Evinizin iki mahalle arasında olduğunu düşünün. Üst mahalle sağcıların, alt mahalle solcuların. Sabah işe gitmek üzere çıkıyorsunuz ve üst mahalleden araca bineceksiniz. Köşe başında biri bağrıyor: “Hooopp Orhan. Ulan sağcıyım diyon bizi mi yiyon. Ne gelmiyon ocakların toplantısına. Çizeriz oğlum seni”. Orhan: “Tamam abi iş güç valla gelicem.” diyor ve koşar adımlarla işe yetişmeye çalışıyor. Akşam oluyor alt mahalledeki bakkala uğrayacak. Karanlık sokakta duvarın arkasından bir ses duyuluyor: “Solcu musun sağcı mısın, ulan?” Orhan buz kesiyor: “Geçen geldim abi halkevi kapalıydı.”

Şimdilerde “CrazyBoyOrhan97” sanal alemin en hızlı gençlerinden biri. Kendisi oldukça milliyetçi ve bir o kadar Arsenal’li. Ülkesinin tüm dünyaya hükmetmesini istiyor, hümanizmden kesinlikle ödün vermiyor. Ruhu romantizm dolu erkeğimiz kanka sohbeti esnasında bir maskülen bir maskülen…

Okul yaşantımda, derslerde anlatılan tanımlara hep sinir olmuştum. Ne demek istiyor, onu öğrensem yeter diyordum. Ancak bunun doğru olmadığını kısa sürede anlamış olmam büyük bir şanstı.

Ne demiştik? Karakter aile genetiğiyle belli bir noktaya kadar alt zemin oluşturur. Sağcı mısın, solcu musun? Başka alternatifin, rengin yok. Seçmek zorunda olmanın verdiği baskı…

Aile ortamında sınırlar belirlenir demiştik. Aman sen sivrilme oğlum-kızım, köprüden geçene kadar hocana, müdürüne dayı deme yaklaşımların empoze edilmesi…

Kendi değer yargılarımızla sınırı tamamlarız demiştik. Sağlam bir iç ses yoksa kendi değerlerimiz olduğunu sandığımız şey, yine aile ve çevresel değerlerdir. En kötü durumsa, kendi değerlerimiz olmayan değerleri oldukça ısrarla kendi değerlerimiz olduğuna inanmaktır. Patolojik sonuçlar doğurabilir. Çocuğun karakterini oluşturabilmesi için kendi değer yargılarını da oluşturabiliyor olması gerekmektedir. Ülkemizde bu, ebeveynlerin kendi kopyalarını yaratması durumuyla karıştırılmaktadır.

Ve sonuç olarak; toplumsal etkilerin, geri bildirimlerin kendi karakter sınırımız üzerindeki etkilerini gözlemlemek demiştik. Sağlam bir iç görü dışarıdan her gelen etkinin ve tepkinin doğru olup olmadığını ayırt edebilir. Ancak bu; kopya değer yargılarına sahip biri için pek de kolay bir şey gibi gözükmemektedir. Batı toplumları evrimci, doğu toplumlarıysa devrimci demiş bir ustamız. Devire devire, yıkıp tekrar kurarak ilerleme yarar sağlamayacağı gibi toplumları da geriye götürür. Deviriyoruz çünkü uzak vadeli planlar bu coğrafyaya çok uyumlu değil. Batı, duyguları, ihtiyaçları evirerek; elde olanı farklı kombinasyonlarda tekrar şekillendirerek, geçmişinden ders alarak kültürleniyor.

Hızlı bir değişim, Türkiye’de hayata geçirilmeye çalışılan hızlı trenler gibi güvensiz ve sonuçları ağır olabilir. Kümülatif bir toplum için, kümülatif bir yaşam prensibi kaçınılmazdır.

Share

Leave a Comment