#24. Bir Garip Melankoli

Şu biliminsanlarını bilirsiniz; herşeyi bir tanıma sıkıştırmaya çalışırlar. Kızmayın onlara da hak verin. Sap ile samanı birbirinden ayıramaz hale geldiğimizde bu tanımlar imdadımıza koşuyor.

Bir zamanlar “İnsan nedir?” diye bir soru atılmış ortaya. Belki bir kısmınız  “Hiç böyle bir soru da sorulur mu?” diye kızıyor olabilir. Oysa ki kendimize dair sorularımızın bittiği gün belki biyolojik olarak değil ancak düşünsel alanda soyumuz tükenmiş olacaktır.

Bilimde koşulsuz kabulleniş diye birşey olmadığı için hep farklı cepheler oluşmuştur. 

Bir grup, insanı makinadan ibaret görmüş. Bu fikre göre kişi daha önce programlanmış bir yapının fiziksel hareket kazanmış halidir. 

Diğer grup ise insanın duygulardan, dürtülerden, reflekslerden ve bunların tümünü idare eden bilişsel bir zekadan meydana geldiğini savunmuştur.

Bugün ikinci grubun düşüncesine çok yakın bir çizgideyiz. 

Burada altını çizmemiz gereken en önemli kısım, insanların duygulardan oluştuğunun yadsınmaz bir gerçek olduğudur. Sinir sistemimiz vücudumuzda beyinle beraber en karmaşık ve en dikkat çekici yapı olma konusunda hala iddialıdır.

Madem ki duygularımız bu denli önemli, gelin ilgi çekici bir sosyal deneyi beraber inceleyelim.

New South Wales Üniversitesi psikoloji profesörü Joe Forgas, insanların değişik çevre koşullarında duygularının nasıl değiştiğini ve bu duygu değişimlerinin algı-dikkat seviyesinde nasıl bir etki yarattığını incelemek için oldukça yaratıcı bir deneye imza attı.

Sydney’de oldukça şirin bir kırtasiyecide kasanın hemen yanındaki tezgaha küçük askerler, plastik hayvanlar, arabalar ve farklı oyuncaklar koydu. Kasaya uğrayan tüm müşterilere dışarıya çıktıklarında oldukça basit bir soru sordu: “Tazgahta hatırladığınız minyatür oyuncakları sayabilir misiniz?”

Ancak deneyin içinde bir hınzırlık vardı. Hava kapalı ve yağmurlu olduğu zamanlar Prof. Forgas dükkanda klasik müziğin duayenlerinden Verdi’nin pesimist eseri “Requiem”ini çaldı; güneşli günlerdeyse Gilber ve Sullivan’ın neşeli notalarını.

Sonuçları merak ediyor musunuz?

Ruhlarını kemiren, iç karartıcı ortamlarda insanlar, tezgahtaki ürünleri daha iyi hatırlama konusunda neşeli ortamdakilere göre dört kat daha başarılı olmuşlardı. 

Umutsuzluk, melankolik duygu durumlarında insanlar kendilerini baskı altında hisseder ve  duygusal refleksleri keskin bir şekilde açılır. Zihin tercih yapma konusunda daha ihtiyatlı ve cimri davranır.

Bir yakın arkadaşım, sonbahar ve kış dönemlerinde daha üretken olduğumu keşfetmiş. Durup kendime baktığımda, bu konuda oldukça haklı olduğunu farkettim. Dış etkilerin konsantrasyonumu toplamamda ve daha keskin analiz yapabilmemde su götürmez bir etkisi var.

Türkiye’de oldukça popüler olan, yeni bir tüketim mağazası açıldığında coşkulu kutlama, bassları yüksek müziklerler görkemli bir şölen gösterisi hiç de tesadüf değildir. Online alışveriş sitelerindeki neon yazılar, kışkırtıcı yazılar boşuna değildir.

İnsanı incelerken duygularından ayrı düşünmek hatalı sonuçlara sebep olacaktır. Tüketim toplumlarında satış süreçleri insanların en birincil açık noktası olan duyguları hedef alır.

Şimdi, kendinize bir dönün ve sorunuzu sorun: “İnsan nedir?”

Ve bir tavsiye; neşeli yaz günlerinde hesabı öderken adisyonunuzu iki kez kontrol edin!

Share

Leave a Comment