#23. Yürüyen Merdiven

Yan  odada çığlık çığlığa bağıran bir kadın…

Tüm o bağrışı sen de duyabiliyorsun. Aranızda sadece bir duvar var. Göz bebeklerin büyüdü ve merakla duvara doğru yaklaştın. Bir sağına baktın bir soluna. Odada tek başınasın. Ne yapardın? Hadi, yalanları bir kenara bırakalım ve şu hikayeyi bir okuyalım…

Bir keresinde, bir arkadaşım İzmir’i ziyaret etti. Gelecekte, Ege’nin gözbebeği bu şehrin, keyifli kordon gecelerinin kalıcı misafiri olmayı düşünüyordu. Her bir köşesini gezmek ve tanımak istiyordu. Bir körfez şehri olan İzmir’de toplu taşıma rahat ve ucuzdur. Bir köşesinden diğer bir köşesine kolaylıkla gezebilirsiniz.

Yolculuğumuza İzmir banliyösü, nam-ı değer IZBAN ile başladık. Halkapınar istasyonunda indik. Aktarma yaparak İzmir metrosuna binecektik. Oldukça yoğun bir saatti. Yürüyen merdivenlerin çok kalabalık olduğunu fark ettik ancak kullanmak durumundaydık. Merdivende sağlı sollu sıra vardı. Konuğum şaşırdı ve sağ tarafın sıralı olması gerektiğini, sol tarafın hızla yukarı çıkmak isteyenler için boş olması gerektiğini söyledi. Ben de güldüm.

Bir sonraki taşıtımıza, metroya bindik. Bu sefer Hatay istasyonunda indik. İzmir’i bilenler bilir; Hatay istasyonundan çıkıp caddeye çıkmak için birkaç kat yukarıya çıkmanız gerekir. Arkadaşım, yürüyen merdivenlere geldiğimizde gözlerimin içine baktı ve gülerek: “İzmirliler gerçekten garip insanlar” dedi. Ben, yine güldüm. Şaşırmıştı. Çünkü birlikte aktarma yaptığımız bir çok İzmirli, bu istasyondaki merdivenlere, arkadaşımın daha önce söylediği gibi, sağ tarafta sıralanmış ve sol tarafı acil çıkışlar için boş bırakmıştı. Kişiler aynıydı, ancak davranışlar farklıydı.

Şu gerilim dolu odaya tekrar dönelim isterseniz.

Kendinizi tek başına bir odada hayal edin. Yan odanızda başka biri çığlıklar atıyor. Ne yapardınız? Siz ne yapardınız bilmiyorum ama, elbette, bununla ilgili yapılmış bir sosyal deney biliyorum. Algılarınızı açın ve beni takip edin.

Darley ve Latané, 70’li yıllarda bir grup insanın, farklı ortamlarda, bir başka kişiye yardım etme isteklerini nasıl kontrol ettiklerini anlamaya yönelik sosyal deney düzenlediler.

Deneyin yapıldığı iki oda vardı. Birinci odada, üzerinde deney yapılan ve deneye konu olduğunu bilmeyen insan ya da insanlar; ikinci odada ise bilim insanlarıyla anlaşmalı olan tiyatrocu…

Denekten bir görüşme için, tek başına odada beklemesi istendi. Odada sandalyede serbest şekilde bekleyen deneğimiz birkaç dakika sonra yan odadan gelen çığlık seslerini duymaya başladı. Şaşırmış, nabzı artmış ve tedirgin bir psikoloji sergilemekteydi. Yavaşça sesin geldiği yan odayla komşu duvara doğru gitmiş ve ne olup bittiğini duymaya çalışmıştı. 

Peki odada tek başına olmayan deneklerde durum neydi? Aynı senaryo, odada toplam üç kişi varken de denendi. Bu sefer ikisi işbirlikçi, yani deneyden haberdar olan kişiler, diğeri denekti. Aynı bağırış seslerini duyan bu yeni denek, yerinden kalkmamış, diğer iki kişinin yüzüne bakmış, onların tavırlarını izlemişti.

Gelin bu deneyi sayılara dökelim.

Odada tek başına olan deneklerin %70’i odalarını terk edip, yan odaya giderek kadına yardım etmeye çalışmış, odada başkalarıyla beraber olan kişilerin yalnızca %40’ı kadına yardım etmeyi tercih etmişlerdi.

Peki aradaki bu farklılık sizce, neyden kaynaklanıyor olabilir?

Küçüklüğümüzden bu yaşımıza kadar, davranışlarımızın birçoğunu dışarıdan edindiğimiz verileri baz alarak gerçekleştiririz. İşte bundan dolayıdır ki; çocuk gelişim uzmanları, çocukları ideal ortamlarda yetiştirilmesi gerektiği üzerinde dururlar. İnsanlara hangi ortamlarda yardım etmemiz gerektiğini, edindiğimiz öğretilere göre yorumlarız. Bu sosyal temsiller kimliğimize işlenir.

Ancak, böylesi deneylerde karşımıza başka bir durum daha çıkıyor. O da, sorumluluğu, korkuyu ve aksiyonun sorumluluğunu paylaşabilme olasılığımızdır.

Odada tek başına kalan ve kadına yardım etmeyi tercih eden deneklerin çoğunluğu, kadına yardım etmese bu vicdan azabını yüklenemeyeceğini belirtmişti. Odada üç kişi olan ve yardıma gitmeyen deneklerin çoğunluğu, diğerlerinin yardım etmemesinden dolayı, böyle bir durumda yardım etmesinin gereksiz olacağını düşünmüş; diğer bir değişle, vicdan azabını diğer iki kişiyle daha paylaşmıştı. Yani otobüste ayakta kalan ihtiyara kafasını cama dönerek yer vermemiş: “Kimse vermiyor ki ben vereyim” demişti kendisince. Odada başkalarının olmasına rağmen yardım etmeyi tercih eden kişiler, diğer iki kişinin bu davranışını yadırgamış ve her ne koşulda olursa olsun yardım etmenin gerekliliğini vurgulamıştı.

Toplumun mekansal hafızası, çoğu zaman, sizin de karar almanızda mükemmel etkilere sahiptir. Ve bazen bu durum, sizi manipüle etmek ve geçici çıkarlar elde etmek için kullanılabilir. IZBAN’daki ve metrodaki olan kişiler yine aynı kişiler olsa bile, birbirini tutmayan farklı davranışlar sergileyebilirler. Ta ki, etik olan davranışın, etik olmayana göre toplumca bilinçli olarak daha çok özümseninceye kadar…

Share

Leave a Comment