#22. Küçülmüş de Büyümüş

İnsanoğlunu bitkiden, hayvandan ayıran temel özellik nedir? Seni başkalarından farklı kılan şey nedir? Aynı ülkeyi, mahalleyi, ofisi ya da evi paylaştığın kişilerden düşünce bakımından ayrı düşmen normal midir? Gelin hep beraber inceleyelim!

Anlama ve anladığımızı belli bir davranış boyutuna çevirme özelliğimiz yüzyıllar içinde gelişmiştir. Bir insan ne kadar toplumsallaşmış, insan ilişkilerinde ne kadar organik yollar kullanmışsa, iletişim kurma ve bu iletişimi devam ettirme yeteneği bir o kadar gelişmiştir.

Çevrenizde 2 yaşlarında ve yakın temasta olduğunuz bir çocuk varsa, konumuza mükemmel bir denek olacak çağdadır. Eğer daha büyükse, bahsettiğim yaş dönemlerini hatırlayın ve şimdiki yaşıyla kıyaslayın. 

Zihinsel gelişim şartlarına göre çocuklar, 2 yaş dolaylarına kadar çevresindeki insanların kendisinden daha değişik düşünebildiğinin farkında değildir. Eğer annesinden onu emzirmesini bekliyorsa, kaçarı yoktur ve talep karşılanmalıdır. Ortamın uygun olup olmadığı, annenin o anda müsait olup olmadığı çocuk zihni bakımından anlamsız bir veridir. Çocuk bir objeye sahip olmak istiyorsa, o obje derhal alınmak zorundadır. Ebeveynin o objenin alınmasındaki kararı çocuk için yine anlamsız bir durumdur. Ağlanacaksa ağlanacak, ilgi isteniyorsa hemen temasa geçilecektir. Bu dönem, çocukla ebeveynin tam bir iktidar sav  aşına döner. Dönem dönem sinirler gerilebilir. Oysa ki, temelde yatan çok farklı gerçekler mevcuttur.

Çocuk, 2 yaş barıyerini atlattıktan sonra, yavaş yavaş çevresindeki kişilerin de değer yargıları, algıları ve karar mekanizmaları olduğunun farkına varır. Bu dönemden sonra karşıdaki kişinin tepkisinin ne olacağını göreceli olarak tartarak eylemde bulunur. Özellikle 3 ila 4 yaş arasında, “Zihin Kuramı” dediğimiz ve çocuğun gelecekte; “Ne yaparsam karşımdakini üzerim? Bir fikri kabul ettirmem için hangi özelliklerimi kullanmalıyım?” gibi temel akıl yürütme kabiliyetini geliştirmeye başlar.

Bu konuda oldukça ilginç ve bir o kadar da basit bir sosyal deney yapılıyor. 1987 yılında bir grup bilim insanı, Perner, Leekam ve Wimmer , iki grup çocuk seçiyorlar. Birinci gruptaki çocuklar üzerinde deney yapılan çocuklar, ikinci grup çocuklarsa deneyimizdeki yardımcı aktörler olarak adlandırabiliriz. Dikkatimizi toplamamız gereken çocuklar birinci gruptakilerdir. İkinci gruptaki çocukların direkt olarak bir etkisi bulunmamaktadır.

Birinci gruptaki çocuklar, tek tek ve farklı zamanlarda bir odaya alınıyor. İçeri gelen her çocuğa, dışarıda onu bekleyen bir arkadaşının (yani ikinci gruptaki yardımcı aktörlerimizden bir çocuk) olduğu ve biraz sonra içeriye geleceği söyleniyor. Birinci gruptaki çocuğumuza, üzerinde bir çizgifilm kahramanı resmi olan kutu gösteriliyor ve içinde tam olarak ne olduğu soruluyor. Çocuk elbette, içinde, kutunun dışında resmedilen çizgifilm karakterinin bir oyuncağı olduğu cevabını veriyor. Kutu açıldığında düşündüğünün aksine, sadece bir kalem olduğunu görüyor.

Bu sorular birinci gruptaki tüm çocuklara soruluyor. Son olarak yine hepsine şu soru soruluyor: “Az sonra içeriye giren arkadaşına bu kutuyu gösterdiğimizde ve içindekini bilmesini istediğimizde, cevabı ne olur? Oldukça dikkat çekici cevaplar alıyoruz. Nasıl mı?

Yaşları 2-3 dolaylarında olan çocukların çoğunluğu, kutunun içinden kalem çıktığını görse bile, arkadaşı kendisiyle aynı düşüncede olacağını söylüyor. Çocukların yaşları büyüdükçe, arkadaşlarının gelen soruya nasıl cevap verebileceğini tahlil edebiliyordu.

Yaşamımız boyunca, iletişim kurarken, sıklıkla yaptığımız şey; karşımızdaki insanların söylediğimiz şeyler karşısında nasıl bir eylemde bulunacağını kestirmeye çalışmaktır. Bu sayede iletişim kazasını azaltmaya çalışırız.

Ancak bu tablo üzerinde kötü bir senaryo çizersek, sizce nasıl olur?

Azınlıklar, toplumun genelinde ayrıştırılan, ötekileştirilen yaklaşımlara maruz kalıyorsa, bunun kökeninde bulunan durum tam olarak ne olabilir? Farklılıklara saygı duyulmayan bir yaşam biriminde en baskın düşünce kabul görüyorsa, bu çocukluk yıllarımızda yeteri kadar “Zihin Kuramı” gelişimi yaşayamadığımızdan kaynaklanabilir mi?

Bir an, kendinizi 2 yaşındaki, dünyanın sadece kendi fikir ve ihtiyaçlarından ibaret olduğunu düşündüğünüz zamanlarınızda hayal edin. Sizin için her şey tek renk ve o renk sadece sizin sevdiğiniz renk. Önünüze karar almanız için fırsat sunsalar, siz de yanlış bir cevap verseniz bile, başka birinin sizin cevabınızla aynı düşüneceğini varsaymanız, sizi ne kadar güvenilebilir bir insan halide getirirdi?

Bir de böyle insanların toplum genelinde olduğunu ve 2 yaş sendromunda olduklarının çok da farkında olmadıklarını bir düşünün.

Share

Leave a Comment