#20. Enerji

Kimileri için oldukça ciddi bir umut kapısı, bazıları içinse koca bir illüzyon. Alternatif tıpçıların hızla arttığı liberal dünyada, bireyler kendilerini daha iyi hissedebilmek için pozitif bilimlerin ötesinde, farklı bir arayış içindeler. Ya toplumlar? Onlar için alternatif bir çözüm var mı?

İnsanoğlu modern tıbbı bugünkü haline getirmek için oldukça güç bir savaştan geçti. Geriye doğru bakarsanız, ciddi bir birikime sahip olduğumuzu göreceksiniz. Bugün mum ışığı altında romantik bir akşam geçirirken sadece birkaç yüzyıl önce insanoğlu, otopsi yaparak insana dair gizli bilgilere ulaşmaya çalışıyordu. Şuan, şuan için en ileri teknolojiyle görüntüleme sistemleri ve tedavi yöntemlerini kullanıyoruz.

Teknoloji dört bir tarafımızı çevrelemişken, bazılarımız enerji çalışmaları olarak adlandırılan bazı alternatif tıp uygulamalarını tercih ediyor.

İleri derecede astım hastası olan 30 kişi ile bir deney yapılıyor. Grup eşit olarak ikiye ayrılıyor. Bir gruba uzun süredir enerji çalışmalarında bulunan bir “enerji terapisti”, diğer gruba da bir aktör yönlendiriliyor. Her iki gruptaki tüm hastalara enerji terapileri yapılıyor. Aktörümüz tedavi için gerekli olduğu söylenen çeşitli hareketleri, daha önce ona aktarıldığı gibi ve hatta zaman zaman farklı şekillerde hastaya uyguluyor. Ellerini hastanın yüzünde, rastgele gezdiriyor. Ancak, bunu yıllardır yapan enerji terapisti, kendinden oldukça emin bir şekilde görevini gerçekleştiriyor.

Bu çalışma 1 ay kadar sürüyor. Sonra incelemeler gösteriyor ki, her iki grupta da ciddi bir iyileşme söz konusu. Psikologlar hayret içinde kalıyorlar. Çünkü, aktörün grubu, gerçek enerji terapistine göre daha sağlıklı görünmekte.

Bu nasıl olmuştu? Apaçık ortada bir gerçek vardı; biri yıllarını buna adamış, diğeri ise sadece bir aktördü ve neyi neden yaptığını tam olarak bilmiyordu.

Şimdi sizi Amerika’da yapılan başka bir deneye götürüyorum.

Bir yaşlı çift. Beyefendinin hayatı son 1 yıldır, dizlerindeki inanılmaz ağrılar yüzünden cehenneme dönmüş. Eşi ile birlikte büyük ıstırap içinde doktora gidiyor. Doktor, yaşlı adamın dizlerinden ameliyat olması gerektiğini söylüyor. Yaşı oldukça ileri olduğu için önce tereddüt ediyorlar ancak çıkar yol yok.

Ameliyat günü geliyor ve  yaşlı kurdu ameliyata alıyorlar. Lokal anestezi yapıldığı için, doktorların tüm müdehalelerini ekrandan izleyebiliyor.

Ameliyattan bir hafta sonra, yaşlı adam gitmiş yerine Micheal Jackson gelmiş. Eşi ile dans bile etmiş.

Ancak ortada bir deney var, değil mi?

Doktor eski hastasını ve eşini hastaneye çağırıyor. Adama,  gerçek anlamda yapılan bir ameliyat olmadığını, ekranda izlediklerinin ise başka bir ameliyattan alınmış görüntüler olduğunu söylüyor. Adam elbette inanmıyor. Ancak, gerçek tam da bu şekildedir.

Peki, ne olmuştu da bir aktörün bilinçsizce yaptığı sözde enerji terapileri sayesinde insanlar iyileşme kaydetmiş, ameliyat olmayan yaşlı adamın ayakları eskisinden daha sağlıklı hale gelmişti?

Bilimsel açıdan etkisiz olan bir telkinin, insanlarda fiziksel ya da ruhsal yarar sağlamasına “Plasebo Etkisi” demekteyiz. Amerika’da ve Avrupa’da hastaların ilaç kullanımını azaltmak için verilen ve halk arasında “şeker hapı” olarak anılan, tamamiyle kişiyi “iyi olma haline” odaklayan bir çeşit öz telkin yöntemidir. Sayısız örneği vardır.

Burada önemli olan, kişileri neyle telkinlediğiniz değil, telkin sürecinin ne kadar profesyonel olduğudur.

Şimdi gelin, bunu birey ölçütünden toplum ölçütüne çıkartalım ve nasıl uygulanabileceği üzerine sorular soralım.

Bir ülkenin ekonomisi kötüye giderken “Plasebo etkisinin” nasıl çalıştığını merak ediyor musunuz?

Yunanistan mali krize, halkı farkına varmadan, çok daha önce girmişti. Ancak Yunan Devleti , kasıtlı olarak televizyonlarda eğlence programlarının sayısını arttırıyor, sokak partilerini destekliyordu. Daha geriye gidersek, Rusya, Birleşik Devletler ile girdiği “Ay Savaşlarından” dolayı ciddi bir ekonomik krize girdiyse de, yayın organlarında bu işi o kadar profesyonelce zafer kazanmış gibi  gösterdi ki, Rus Halkı onca paranın, gereksiz restleşmeler sebebiyle boşa harcandığının farkına bile varmadı. Adolf Hitler, Almanya’nın tek hastalığının Yahudiler olduğuna, kendi milletini o kadar güzel inandırdı ki; bir ırka soykırım yapmayı, kendilerince, haklı gösterdiler.

Merkezi sistem sınavlarından hemen önce, çeşitli gıda firmalarının, çocukların tüketmesi sonucunda, sınavlarda başarılı olacaklarını garantileyen şekerler, romatizmal ağrıları dindireceği vaat edilen metal bilezikler, boyunuzun uzamasını sağlayacak ayakkabılar ve içtiğinizde ya da yediğinizde sizi daha da erkek yapacak bir takım takviyeler…

Toplumsal bazda, ilerlemeye olan ihtiyaçlar, yine toplumların ihtiyacı olan rasyonel bir yol haritasıyla sağlanabilir. Şeker haplarına olan ihtiyacımız, diğer bir açıdan baktığımızda, aslında iyileşmeye, yenileşmeye olan talebimizin de bir göstergesi sayılabilir. Toplumsal telkinler, bir ya da iki kere ihtiyaca cevap vermiş olabilir.

Dikkat edilmesi gereken nokta, toplumların, ara ara Plasebo etkisine maruz kalmaları değil, uygulayıcısı bir profesyonel olmasa bile çalışan; ancak işler iyiye gitmediğinde ne yaptığını tam olarak bilmeyen bir ekosistemin, bilimsel yani hesap verebilir görüş yerine bir alternatifmiş gibi gösterilme yanlışlığıdır. Bu, toplumları medetkar hale getirir.

Share

Leave a Comment