#2. KATİL KİM

 

Her davranışınızın asli sorumlusu olarak, siz, sorumlu tutulabilir misiniz?

Şöyle bir süre, okumaya ara verip, yukarıdaki bu soru cümlesini düşünmenizi rica ediyorum.

Yaptıklarımızın geneli bağlamında, etik açıdan sorumlusu elbette biziz. Peki “biz” neyiz? Kullandığım “biz”, “ben” in gramer olarak çoğaltılmış hali değildir; içimizde bulunan onlarca “ben” den bahsediyorum.

Beyin içinde binlerce farklı oda olduğunu düşünün. Bu odaların hepsinde aynı bahçeye bakan birer pencere var. Ancak, farklı perspektiflerden…

Her odada bir gözlemci, dışarıya bakıyor ve gördüğünü resmediyor. Gördüğü perspektife kadar. Her bir gözlemci, kendi başına bahçeyi farklı algılıyor tabi ki; koca ağaçlardan oluşmuş bir bahçe, sadece çimen ve bankların olduğu bir bahçe, karşıdaki duvara bakan bir bahçe, topraklık bir bahçe…

Peki bu kadar fazla görüntü, algı  nasıl oluyorda “kişi için doğru” bir “yargı” ya dönüşebiliyor?

Sizi bilinçli tarafınıza “merhaba” demeye davet ediyorum.

Gündelik yaşamda, aslında aldığınız tüm kararların altında, sizin hiç fark etmediğiniz binlerce küçük karar bilinçaltınızda savaşıyor. Hangisi ağır basacak, hangisi kabul edilecek, amansız bir savaştır bu. Bu sizin erişemediğiniz, direkt olarak söz sahibi olamadığınız, kapalı bir sistemdir. Beyin, bu bilinçaltı verileri inanılmaz bir güvenlik koduyla kriptolamıştır. Bilinçli yanınız bu düşüncelerden ya birini seçer ya da bir kolaj oluşturur. O döneme kadarki yaşadığınız deneyimler, genetik yatkınlığınız, bazı zaman çevresel baskılar bu fikir bombardımanında net kararlar vermek için etken olur.

Bu konu üzerinde epeyce durulabilecek nitelikte. Ancak buraya kadar yazdığım her şeyi aslında farklı bir konuya giriş yapmak için kullandım diyebilirim.

Hani, yazının ilk başında size bir soru sormuştum: “Her davranışınızın asli sorumlusu olarak, siz sorumlu tutulabilir misiniz?”

Aslında, bu sorunun cevabını daha vermedik. Verebilecek miyim, onu da bilmiyorum. Nasıl mı?

Bir dönem oldukça ses getirmiş bir haber vardı gazetelerde. Bundan yaklaşık 50 sene önce. Charles Whitman adındaki bir genç önce karısını daha sonra annesini öldürmüş, bununla yetinmemiş; Teksas Üniversitesi’nin kulesine tırmanıp aşağıya doğru elindeki tabanca ile ateş etmiş, biri hamile toplam onaltı kişiyi öldürmüştü. (Farklı kaynaklar ondört demektedir.)

Hikayenin devamı da oldukça ilginç. Polisler Whitman’ın yazdığı bir intihar notunu bulmuşlardı: “Kendimi şu günlerde tam olarak anlayamıyorum. Aklı başında ve zeki biri olarak tanırlar beni. Ancak son zamanlarda (-ki ne zaman başladı bu bilmiyorum) birçok mantıksız düşüncenin kurbanı oldum. Uzun süre düşündükten sonra Kathy’i (karısı) bu gece öldürmeye karar verdim. Onu çok seviyorum ve ayrıca her erkeğin sahip olmak istediği gibi, çok iyi bir hayat arkadaşı oldu bana. Bunu yapmama neden olacak akla mantıklı gelen hiçbir sebep bulamıyorum…”

Ne düşünüyorsunuz? Yukarıdaki yazıyı bizzat kendisi yazmış. Yaptığı eylem ile yazdıkları sizce çelişiyor mu?

Yüksek olasılıkla, neden böyle bir şey yapmıştır diye düşünürken içinizden de sayısız ön yargılar geçiyordur. Çok normal…

Dilerseniz Bay Whitman hakkında biraz daha detay vereyim. Kendisi aslında oldukça zeki biriymiş. Stanford Binet zeka testinden 138 puan alarak , ilk yüzde 0,1 lik bir dilime girmiş. Mühendislik okuyan bir öğrenci, ne olurda böyle vahşet dolu bir işe kalkışır? Bunun elbette bir bölümü okumayla ilgisi yok ancak toplumsal algı düzleminde değerlendirdiğimizde “bulunabilirlik” yanılgısından dolayı bu durum insan için çekici ve şaşkınlık verici bir hale dönüşüyor.

Daha da meraklandırmayalım sizi…

Aslında intihar mektubunun bir parçasını size eksik ilettim. Mektupta kendisi öldükten sonra otopsi yapılırken beyninin incelenmesini istemiş. Beyninde bir şeylerin değiştiğinden bahsetmiş. Günlüğünde bununla paralel yazılarda var. Doktora gittiğini ve son dönemlerde ciddi bir şiddet duygusu yaşadığını anlattığını yazmış. Aslında çanların çaldığının farkında. Ancak tam olarak değişikliğin ne olduğunu bilmiyor, aynı şuan sizin de bilmediğiniz gibi…

Vasiyeti diyebileceğimiz intihar mektubundaki otopsi talebi elbette yerine getirildi. Kafatası açıldı beyni incelendi. Gerçek anlaşılmıştı; beyindeki amigdala olarak bilinen; korku, saldırganlık, nefret ve kin besleme gibi duyguları üreten bölümün tam üstünde  bir lira büyüklüğünde bir tümör vardı. Bu tümör amigdalaya baskıda bulunuyor ve bu merkez normal seviyesinin çok üstünde etkene maruz kaldığı için dengesiz çalışıyordu. Bunu nasıl mı biliyoruz? Biliminsanları bu konuda sayısız deneyler yapmış ve amigdala bölgesindeki bozukluğun annelerde çocuklarına ilgisiz davranma, çocuklarını öldürme, birden gelişen vahşice katliamlar vb. gibi sonuçlara yol açabildiğini gözler önüne sermiştir.

Elbette burada etik değerler savaşı aklımıza geliyor. Yani, cezalandırmayalım mı ? Garanti tarihi geçmiş bir mikser değil ki beyin, atıp yenisini alalım. Ya tamir ettireceksin ya da ömür boyu aynı sistem ile tehlike saçacaksın.

Belki Whitman daha önce bu tümörden haberdar olsaydı, şuan böylesine bir araştırmanın konusu olmaktan kurtulacaktı.

Şimdi burada sorulması gereken farklı bir soru ortaya çıkıyor: “Whitman suçlu muydu?”

Bizleri yöneten bilinçaltı ve ondan çıkarsamalar yapan bilinçli yanımızın kurbanı mı oluyoruz çoğu kez?

Hareketlerimizi, düşüncelerimizi kontrol eden tüm sistemlerimizde oluşan tahribatın sorumlusu yine biz miyiz? Peki ya Biz “Kimiz?”

Not: Haberle ilgili detayları merak ediyorsanız: TIKLAYINIZ

Share

Leave a Comment