#17. Şiddet

Her sabah beklediğin durakta ya da bindiğin otobüsteler. Zaman zaman arkadaşlarınla beraber gittiğin kafede takılıyorlar. Ve belki de şuan çok yakınında…

Amacım korkutmak değil. Sadece bir şeyin farkına varmanı sağlamak; onun için, şiddet keyif verici. Cinsel istismar ya da tecavüz, toplumda kazanacağı bir rütbe.

Çevrende göremediğin, suça meyilli insanlardan nasıl korunacağını merak ediyorsan okumaya devam et.

Şiddetin psikolojisi, birçok farklı araştırma dalından daha zor ve karmaşıktır. Birçok etkene bağlı olmakla beraber, her etkeni araştırmak için çok farklı alanlarda araştırmalar yapmanız gereklidir. Çok fazla derinleşmeden, oldukça sade bir dille şiddet ve tetikleyicileri hakkında bilgimi paylaşmak istiyorum.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun kadınlara yönelik şiddet ile ilgili verilerini incelediğinizde resmen kanınız donuyor.

15 yaş ve üzerinde, eşinin haricindeki diğer erkeklerden fiziksel şiddete maruz kalan kadın oranı %50 dolaylarında. Her iki kadından biri, eşi dışında, başka bir erkekten fiziksel şiddet görüyor. Bu kadınların bir kısmı evleniyor ve eşlerinden de şiddet görüyor. Hayatının her alanında şiddetle yüzleşiyor ve bu ortamda bir anne oluyor.

15 yaşından küçük çocuklarımızın Türkiye ortalamasında %41.6’sı  bir yabancı tarafından cinsel istismara uğramış. Aile bağlarının güçlü olduğunu düşünüyorsanız bir daha düşünün. Çünkü, 15 yaş altı çocuklarımızın Türkiye ortalamasında, bir erkek akraba tarafından cinsel istismara uğrama oranı %29.6’dır.

Peki ne oluyor da, kadın,  eşi tarafından şiddete uğrarken bir de üstüne hiçbir bağı olmayan başka bir erkekten de şiddet görüyor?

Yapılan başka bir araştırma, kadınların şiddet kavramını ne denli doğru algılayıp algılamadığını gözler önüne seriyor. Basit bir soru soruluyor: “Hayatınızda eşinizden hiç şiddet gördünüz mü?” %17 oranında “evet” çıkıyor. Sonra sorunun kapsamı genişletilerek, şiddetin alt basamaklarıyla beraber, sözle, fiziksel, cinsel, psikolojik şiddet ve bunların alt basamakları açıklanarak tekrar sorulduğunda oran %80 dolaylarında “evet” e dönüyor. İçler acısı bir manzara. Kadınlar, kendi bedenine ve ruhuna yapılan ızdırabın tam olarak ne olduğunu bilmiyor, haklarını bilmiyor. İstatistikler de bunu destekliyor.

Eğitimi olmayan kadınların %28’i bazı durumlarda erkeklerin eşlerini dövmesini kabul ederken, lise ve üzerinde eğitim almış kadınların %2.9’u bu fikri onaylıyor. Kadının eşi tarafından tecavüze uğramasını Türkiye’deki kadınların %30.5’i normal olarak adlediyor.

Yapılan araştırmaların hangisine baksanız, elinizde kalıyor. Hepsi adeta psikolojik travmaların sessiz çığlıkları gibi. Bu oranlardan daha da korkuncu şudur ki, her gün yanı başımızdan geçen ve bizim hiç de farkında olmadığımız birçok insan, şiddete yönelimli, psikolojik sorunları olan ve dahi, ciddi bir tedavi sürecine ihtiyacı olan kişiler olabilir.

Ancak tam bu noktada, küçük bir virgül koyup, başka bir soru soruyorum sizlere: Eğer biz, yanıbaşımızdan geçen, psikolojisi bozuk kişileri farkına varamıyor ve potansiyel bir tehditten haberdar olamıyorsak, bunun faturası o kişinin ebeveynleri olabilir mi?

1 Ekim 2014’te yayımladığım makaleyi hatırlayanınız varsa, Charles Whitman adındaki bir evli gencin 16 kişiyi göz göre göre nasıl da katlettiğinden bahsetmiştim. Beynindeki bir fonksiyon bozukluğunu doktorlar bile görememiş, sonucu tam bir facia olmuştu. 

İnternette araştırdığınızda cinayetlerin ve kadına yönelik olan şiddet olaylarının baş rolündeki erkeklerin, aileleri tarafından anlatılanlar üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ya bir kısmı bunun bir anda gerçekleşen bir cinnet olduğunu, kesinlikle geçmişte buna benzer bir davranışın gerçekleşmediğini söyler ya da sayıca daha fazla oranda, belli bir dönemden sonra ailesine, yakın çevresine de zarar verdiğini itiraf ederler. 

Türkiye’de son zamanlarda yaşanan kadın ölümlerinde, cinayeti işleyen erkeklerin anneleri, çocukları tarafından şiddete uğradıklarını açıklıyor. Babanın ise katil çocuğa, defalarca şiddet uyguladığı öğreniliyor.

Şimdi gelin, Türkiye’deki erkek ve kadınların neden çocuk yaptıklarına bakalım. 

Erkeklerin %44,6’sı, kadınlarınsa %36,4’ü erkek çocuğun, ailenin soyunu devam ettirdiğini söylüyor. Bu şekilde düşündükleri için, çocukta çok erken yaşta beliren şiddete yönelim, masumanece ele alınıyor. İleriki yaşlarında ise fark edilmeye başlanılan psikolojik bozukluklar, babanın “aile şerefi” annenin ise “ayıplı çocuk doğurmaktan dolayı yeterli kadın olamama” gibi  toplumsal baskılarla mücadele etme korkusundan dolayı, profesyonel yardımdan kaçıp, çoğu zaman aile içinde dahi dile getirilmiyor. Ailenin çocuğa bakışı ise içler acısı durumdadır. Bir çocuğa sahip olan eşlerin birbirine daha yakın olacağına inanan kadın ve erkeklerin oranları birbirine benzerlik gösteriyor; %83 dolaylarında. Çocuğu yara bandı gibi görmek, sahip olduktan sonra önemsememek, çocukta ciddi kişilik bozukluklarına sebep olmaktadır. 

Bir anne, sokaktaki bir başka kadından daha iyi tanır oğlunu. Bir kadın bir başka kadının ruhunu, bir erkekten daha iyi çözümler. Annelerin ve elbette babaların üstüne çok büyük bir vazife düşüyor; çocuklarını iyi gözlemlemek. Şiddete eğilimli olmak, süreç içerisinde geçecek bir psikolojik bozukluk değildir. Bir volkan gibidir; bir gün gelir içimizden birilerini yakar. Sessiz kalmak, çocukları için bir çözüm olmayacağı gibi, iş işten geçtikten sonra üzülmek, acıyan bedenlere merhem olmaz, giden canları da geri getirmez.

Kadına yönelik şiddetin rakamlarına ulaşmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz

Share

Leave a Comment