#16. Öğle Kuşağı:Gottman’la İzdivaç

Size bir teknik öğreterek, tüm evlendirme programlarını tarihe gömebileceğimizi söylesem, heyecanlanır mıydınız? Peki, bunu sadece 3 dakika içinde yapabiliriz deseydim? Haklı çığlıkları duyar gibiyim. O halde okumaya devam!

Bir dönem, insan zihnini okuyabilme arzusu ne kadar da popülerdi. Sokak röportajlarında, televizyon programlarında uzman olan ya da olmayan kişilerin tartışmaları… Bir süre Hollywood’ta da ciddi sayıda film yapıldı. İçlerinden en çok bilinen Mel Gibson’ın “Kadınlar Ne İster” filmiydi.

İnsan başka bir insanın zihninde olup bitenleri, o farkına varmadan anlamak ister. Çünkü merak ediyorsunuz. Diğer insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü bilmek, hem çok eğlenceli hem de çok stresli bir yetenek olsa gerek.

Herkesin maskelemeye çalıştığı bir yanı vardır. İnsan doğası gereği kendisiyle devamlı savaşır, çatışır. Dış dünyaya karşı kendini olabildiğince dengeli ve uyumlu göstermeye çalışır. Bu psikolojimizin temel niteliklerinden biri. İstisnasız herkes, sadece “ideal” bir insan gibi gözükmek için zaman zaman rol oynar.

Bu kadar açıkça belirtmem size biraz rahatsızlık vermiş olabilir. Bunlar bilimsel dayanaklı yorumlar. Bazen bizi irite etse de gerçekte içimizde son bulmayan bu dengesizlik savaşının resmini çiziyorum sadece.

Ancak korkulacak bir şey yok. En azından şuana kadar, düşüncelerinizi okuyan bir alet icad edilemedi. İçinize su serpilmiş olabilir.

Oldukça korkutacak başka bir şey var ki; o da, aslında kendinizi sadece üç dakika içinde kolaylıkla ele verebiliyorsunuz.

Nasıl mı?

The Gottman Enstitüsü’nün kurucusu John Gottman ilişki araştırmacısı olarak ün salmış, Washington Üniversite’sinde bir akademisyen, psikolog. “İlişki araştırmacısı” olarak ün salmış; çünkü oldukça ilginç bir deneye imzasını atmış.

Gottman, enstitüsünde iki odayı deneyi için ayırmış. Bir odada denekler, diğer odada ise gözlemciler bulunmakta. Denekler, daha yeni evlenmiş bir çift. Çiftlerin yaşları önemsiz bir ayrıntı. Diğer odadaki bağımsız gözlemciler de, yan odadaki çiftleri bir kamera ve ekran vasıtası ile gözlemleyebilmekteler. Çift kesinlikle gözlemcileri görmemekte.

Deneyimiz başlıyor. Çift evlilikleri ile ilgili konuşuyor. Beraber yaşamaktan, evliliğin felsefesinden bahsediyorlar. Bu süre içinde gözlemciler ellerindeki puan cetveliyle bazı önemli gördükleri noktaları ölçekliyor. Örneğin, kadın konuşurken agresif mi, erkek dinlerken gergin mi, kadın uzlaşmacı mı erkek duygusal mı? Nihai raporlarında gözlemciler çiftin evliliği için ya olumlu ya da olumsuz bir gelecek bekliyor gibi yorumda bulunuyordu.

Deney farklı varyasyonlarda gerçekleştiriliyor. 124 adet farklı çiftle yapılan bu çalışmada,çiftler sadece 3 dakika dinleniliyor ve gerekli puanlamalar bağımsız gözlemciler tarafından gerçekleştiriliyor. Cevabını aradığımız soru şu: 124 adet çiftin hangileri 4 ile 6 yıl içinde boşanırlar? Denek çiftler enstitü tarafından 6 yıl boyunca takip edildi. Sonuçlar sarsıcıydı: %90 oranında hangi çiftlerin boşanacağı bilinmişti.

Aynı deney “Hangi çift 7 ile 9 yıl kadar evliliklerini devam ettirebilir?” sorusu üzerine inşa edilmiş, bunda isabet oranı %81 olmuştur.

Peki nasıl oluyorda, bu kadar kısa bir süre içinde bu kadar yüksek oranda isabet kaydedilebiliyordu?

Literatürdeki ismi “Thin Slice of Behavior” Türkçe’de “Davranışı İnce Parçalara Bölme” diyebileceğimiz bir teknikle her şey açıklığa kavuşuyor. Araştırmalar gösteriyor ki, beynimiz mili saniyeler içerisinde karşısındaki kişi ya da kişileri belli bir kalıba sokuyor. Biri hakkında durup düşünürken aslında yaptığımız tek şey, beynin kendi içinde bu yargıyı nasıl somutlaştıracağını, daha açık aktarmak gerekirse, daha tutarlı gözükebilmek için nasıl bir bahane bulması gerektiğini araştırmaktır. Beyniniz zaten bir kişi için çoktan gerekli sıfatları hazırlamıştır. Bilinçli kısmınız bunun farkında değildir; o sadece hikaye yazmakla meşguldür.

Paul Ekman’ın, insanların mimik ve jestleri üzerine geliştirdiği “Mikro İfadeler” yönteminde olduğu gibi, bilinçaltınız karşıdaki kişi size bir şey anlatırken, dudağındaki en küçük kıvrılma hareketiyle bile çok ciddi ve isabetli karakter analizleri çıkartabileceğimizi bizlere kanıtlamışlardır.

Eminim ki aklınızdan: ” O halde insanlara ön yargıyla mı yaklaşacağız?” sorusu geçiyordur. Unutmayın, deneyler yoğunlukla doksanlı yıllarda gerçekleştirilmiş. O dönemlerde birbirimize karşı olan sabrımız ve ilişkileri tüketme yöntemlerimiz oldukça da farklıydı. 21.yy’da, tüm mimiklerimiz sarı ve yuvarlak kafalı bir imaj, jestlerimizse hiç tanımadığımız bir kültürün esintilerini taşıyor.

Share

Leave a Comment