#15. Halay Başı

Doğruluğundan emin olduğun şeyleri sonuna kadar savunur musun? Cevabın evetse; verdiğin kararların önemli bir kısmını, çevrenin etkisi altında almış olduğunun farkında mısın? Cevabın hayırsa; seni bu kararlardan geri adım attıranın ne olduğunu biliyor musun? Bilmiyorsan kötü. Neden mi?

Herhangi  bir konu hakkında karar almak bir dizi zihinsel sürecin işletilmesiyle gerçekleşir. Öncelikle beyin, işleme aldığı bir durum karşısında geçmişte yaşadığı örnek hikayeleri taramaya başlar. Buna ben “hafızada kısa yol bulma” diyorum. Eşleşen ya da ilham alabileceği deneyimlerden bir sonuca ulaşmaya çalışır. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; bu iç araştırma süreci çok da uzun sürmemekte. Bir sonuç bulduğunda bunu bir koda çevirip, davranışa dönüştürür. Basit bir örnekle, kişi, daha önce, bir toplantıya girerken telefonunu kapatması gerektiği bilgisine maruz kalmışsa, bundan sonra her gireceği toplantı öncesi beyin, bu veriyi canlandıracak ve çoğu zaman kişi telefonunu kapatmak için istemsiz de olsa elini cebine götürecektir. Bu istemsizlik durumunun gücü, kişinin bu konuda ne kadar fazla sayıda deneyim yaşadığıyla doğru orantılıdır.

Süreç içerisinde hayatımıza yerleşen ve refleks haline gelmiş kuralların olması, bazı şeyleri sorgulamadan yapmamıza sebep olur. Her sabah, işine yetişmek için trafik ışıklarıyla savaşan yayaları izlerim. Yayalar için yeşil ışık yanmasa bile caddenin ortasına fırlayan kişileri inceleyin. Arkasından yola atılan diğer kişileri de…

İnsanlar nasıl oluyor da, kendi canlarını yoka sayıp, bir kişinin arkasından caddeye fırlayabiliyor? Hareketi başlatan ilk kişi ile güvensiz bir şekilde caddeye çıkan son kişi arasında tam olarak ne fark var?

1953 yılında, Polonya asıllı Amerikalı sosyal psikolog Solomon Asch, daha sonra birçok bilim insanına da ilham verecek bir çalışma  gerçekleştirdi: “Gruba Uyum Deneyi”

Asch, bir kare masanın etrafına 7 sandalye koymuştu. Bu 7 sandalyenin ilk altısında Asch’in asistanları oturuyordu. 7. sandalyede ise grubun diğer üyelerini tanımayan deneyimiz işgal etmekteydi. Asch elinde A3 boyutlarında kartonlarla odaya girdi ve şöyle bir açıklama yaptı: “Her defasında gruba iki farklı karton göstereceğim; ilk kartonda sadece dik bir çizgi, diğer kartonda ise 3 adet dik çizgi bulunacak. Amaç ilk kartondaki dik çizginin aynı boyutlara sahip bir diğer çizgiyi ikinci kartonda bulabilmek. Örneğin; ilk kartonda gösterilen X çubuğu diğer kartondaki A, B ve C çizgileri arasından B çizgisiyle aynı boyda. O halde denekler cevaben “B” yi belirteceklerdi. Eğer ciddi bir görme engeliniz yoksa, oldukça kolay bir test, değil mi?

Ancak denek için hiç de öyle olmadı.

Asch deneye başladı. İlk kontrol kartonunu gruba gösterdi ve arkasından içinden seçim yapacakları diğer kartonu. Sıra cevap kısmına gelmişti. İlk cevapları sırayla Asch’in asistanları verdi. Cevaplar geldikçe denek kendini rahatsız hissetmeye başlamıştı. Bir kartona bakıyor, bir Asch’e bakıyor sonra da kendinden önceki 6 sözde katılımcıya bakıyordu. Bir şeyler ters gidiyordu. Tedirgin bir ses tonuyla, grubun tek tek verdiği aynı cevabı, o da verdi. Asch ikinci tura geçmiş ve farklı bir kartondaki diğer çizgi setlerini gruba göstermişti. İlk cevaplar yine asistanlar tarafından verilmiş, son cevap hakkı deneyimizindi. Yine tedirgin bir şekilde grubun ortak fikri neyse, o da bu şekilde fikir beyan etti.

Muhtemelen aklından, açıkça ilk cevap B olmasına karşın, nasıl oluyorda bu kaçık adamların A cevabını verebildiği düşüncesi geçiyordu. 

Soru-cevap turu tam 18 kez yapıldı. İlk turlarda tedirgin bakışlar, kendi verdiği cevaba güvensizlik belirtileri, son turda yerini, grup ne derse direkt aynı cevabı veren bir davranışa bıraktı. 

Defalarca farklı kişilerle yapılan bu çalışmada görüldü ki, gruba uymak ve tabiri caizse, çıkıntılık yapmamak için  deneklerin birçoğu aynı davranışı sergiledi. Üstelik hiçbir şeyden haberi olmayan deneğimize, bu çalışmanın çok önemli bir akademik çalışma olduğu bilgisi verildiğinde, grubun verdiği cevapları katılımcımızın kabul etme ve benimseme kuvvetinin daha da arttığı gözlenmiştir.

Peki, bu kadar da teslimiyetçi davranmayan bir denek hiç olmadı mı?

Tabi ki oldu!

Asch yine 6’sı asistanı olan , 7. si hiçbir şeyden haberi olmayan başka bir denek ile farklı bir versiyon denedi. Yine diğer deneyde olduğu gibi önce tek çizgili karton gösterildi, ardından kontrol kartonu gösterilerek cevap beklendi. İlk 4 cevap asistanlar tarafından gerçeğine uygun olmayan, yani gerçekte doğru olmayan bir seçenek olarak verildi. Elbette bu katılımcı da şaşırmıştı. Ancak bu sefer 5. cevabı veren asistan, gerçeğine uygun, doğru cevabı vermişti. Deneğimizin yüz ifadesi resmen değişmişti. Kendinden hemen önce 6. cevabı veren asistan, yanlış cevap verse bile deneğimiz kendince doğru olduğunu düşündüğü – ki gerçekte de doğru olan- cevabı tereddüt etmeden verdi.

Biri çıkıp, grubun yanlış kararına baş kaldırabiliyor, farklı bir cevap verebiliyorsa, o zaman kendimize olan güvenimiz artmaya mı başlıyor? Gruptan afaroz edilmek, yapılan bir çalışmayı mahvetme duygusu, doğru olduğuna inandığımız düşünceleri savunmaktan daha mı güçlü?

Şu karşıdan karşıya geçen yayalara bir oyun oynasak mı? Biri caddeye atlayıp peşinden birkaç kişiyi sürüklediğinde, siz önce atlar gibi yapın ve sonra kaldırıma geri çıkın. Bakalım kaç kişi sizinle beraber kaldırımda kalacak? 

Share

Leave a Comment