#13.Sakın Sen Hapı Yutma

Tek başınıza olsanız kuşkuyla karşılayabileceğiniz bir şeyi, sadece yanınızda sizin gibi birileri olduğu için daha rahat dinlediğinizi biliyor muydunuz? Peki “birileri dediğimiz” o kişiler ya hikayenin birer parçası ve sizi planlanmış bir oyunun içine sürüklemeye çalışan “işbirlikçiler” ise… Korkmaya mı başladınız? O zaman gözünüz kitapta olsun!

Profesyonel çalışma yaşamı dediğimiz şeyin ülkeden ülkeye değişen bir tanımlaması var mıdır; bilmiyorum. Ancak hemen hemen her profesyonel işte, belli bir mesai saati ya da süresi bulunmaktadır. Belki maaş alıyorsunuzdur belki maaş üzeri prim. Her çalışma metoduna göre farklı ücretler alıyorsunuzdur.

Temelde herkes yaşamını devam ettirmek, bir kısmı da yaşam uğraşı olarak çalışıyordur, bu genel değerlendirmenin bir yansıması. 

Kapitalist ticari sistemde iş piyasası gittikçe zorlaşır. Çünkü gerçek şudur ki; harcanan kaynaklar yerine yenileri takviye edilmemekte, gezegende popülasyon gittikçe artmaktadır. Her geçen gün iş dünyasında tutunmak için sizden fazlasının fazlası beklenmektedir. Asıl olan şudur; bir koşuşturmacanın içinde bulursunuz kendinizi.

İşte tam bu noktada uyanıklar ortaya çıkar; algılarınıza saldıran ve sizleri yöneten. Siz de muşmula suratlı patronunuzdan sıkılmış, yepyeni bir hayat peşindesinizdir. Ama nasıl?

İnsanlar bir şekilde çalışmak durumundalar. Olaya konu olanlar, çalışmayı sadece spor olarak yapanlar değil, gerçekten çalışmak zorunda olanlardır. Orta ya da düşük gelirde olanlar; ancak yaptıkları işten sıkılmışlardan. 

Sizi bir toplantıya davet ederler. Güzel bir otelin geniş bir konferans salonuna girersiniz. Etrafta sizin haricinizde onlarca insan vardır. Ekranda eğlenceli videolar döner. Gülen, keyiften uçan ama tam olarak neyin parçası olduklarını bilmediğiniz insanlar… 

Çok geçmeden orta yaşın daha başlarında dinamik bir konuşmacı sahneye çıkar ve size birşeylerden bahsetmeye başlar. Tam olarak anlayamazsınız. Size kendi oluşumlarının ne kadar güvenilir olduğundan, yeni bir stratejiye sahip olduklarından bahseder. Bu dakikadan sonra iş gittikçe pazarlamayla alakalı bir şey haline gelir. Toplantının, seminerin yarısına gelir, anlatıcı halen yaptıkları işin tam olarak ne olduğunu anlatmamış sadece ” bize güvenin” haykırışlarında bulunur. İyi de, neden ve ne için, daha da vahimi neye karşın sana güveneceğim? Ya da daha sıkı bir soru: sana illa ki güvenmemi gerektirecek ne yapıyorsun? 

Sıra içerideki konuklara oynamaya gelir. Cevapları belli sorular sormaya başlar: ” Amcacım emekli maaşınla geçinebiliyor musun? Her sabah erken saatte işe gitmek zor değil mi? Patronlarınız başınızın etini yemiyor mu?”

İşin rengi belli oluyor. Ortada sözde ” sağlık hapları” var ve sen bunları satacak yeni kişisin. O salona, seni biri getirdi ve artık sistemin içindesin.

Amerika’da başlamış olan bu pazarlama tekniği birçoğunuzun bildiği belli markalarca defalarca uygulandı ve halen uygulanmakta. Pazara girebilmek için bir salon dolusu insanı bir araya getiriyorlar. Peki sizi nasıl kandırıyorlar?

Bir ürünü satışının yapılması için  birini inandırmanın birden fazla yolu vardır. Ancak en etkili yol onu, aralarında kendi provokatörlerinin de olduğu bir seminer salonuna çekmektir. Sunucu potansiyelde herkesin kafasında olan soruları işbirlikçilere sorarak ” toplumsal kanıt” oluşturmaya çalışır. Bu şekilde ilk aşamada sizin gardınızı indirir. İnen bir garttan sonra sunucu size oynamaya başlar. Ürününü satacak, hiç olmazsa kullanacak yeni bir müşteri elde eder. Çok para kazanacağınızı söylerler ve sahneye sözde bunu gerçekleştirmiş birini çıkartırlar. Slaytlarda arabalar, evler görürsünüz. Sonuna şunu eklerler; bu çılgın ekibe dahil olmak ister misin?

Salonda oldukça büyük bir figürasyon vardır. Neredeyse her beş kişi arasında bir adet iş birlikçi yerleştirilir. İnsanların kendi aralarında konuştuklarını dinlerler. Sunucu, figürasyonlara sorular sorarak sizin bilinç altınıza mesajlar verir. Çünkü; eğer bir kişi yönetilmek isteniyorsa bunun en kolay yolu, onu ortak bir hikayenin içine çekerek, egosunu değil, algısını tahrip etmekten geçer. Bireyi yönetmek istersen egosuyla savaşırsın. Topluluğu yönetirsen, algıyı yönetirsin. Daha az çaba, daha çok ilaç yutmuş zombi insanlara sahip olursun.

Yıllardır insanları daha fazla para ve daha refah içinde yaşam vaadiyle bu zincirlerin içine almak için ciddi bir uğraş verdiler. Doğru ya, ne zaman bir iş edinmek için birileri sizin etrafınızda dolandı ve gözlerinizin içine bakarak: “Sana çok para kazandırmak istiyorum” dedi? Oysa şuan karşınızda böyle biri var. İstediğin saatte istediğin kadar çalış yalanı da oldukça ilgi çekici. İşin içinde bir de ne kadar istersen o kadar sat düzmecesi var ki; o tam komedi. Az sattığında para kazanamazsın. Fazla satman gerekir. Onun için asıl işinden çıkarsın. Bu sefer kotalarını arttırırlar ya da piyasaya senin gibi yüzlerce kişi daha sürerler. Bu sefer senin potansiyel müşteri sayın azalır. Ama hani çok para kazanacaktın?

Share

Leave a Comment