#12. Gizli Anahtar: Tutum

Davranışlarımızın kilidini açan tutumlarımızı, nasıl oluşturuyoruz? Bir an önce uzaklaşmak istediğimiz davranış kalıplarından neden kaçamıyoruz? Gurbettekiler anavatandakilere göre neden daha muhafazakarlar? 

İki katlı bir ev. İçten merdiveni, bir denizkızı gibi büklüm büklüm evde dolanıyor. Eşyalar klasik çizgilere çok yakın. Altın rengi, evin geneline hakim. İçinde oturanların siması oldukça tanıdık; bir zamanlar Türkiye’den göçmüşler. Yıllar geçmesine rağmen yeni kuşak da kültürel bazda asimile olmamış. Hatta, bazı ritüeller anavatanında hiç olmadığı kadar titiz ve biraz da abartılarak gerçekleştiriliyor.

Çocuklar uygun görüldüğü yaşlarda sünnet olurken, neredeyse padişahların kılıç kuşanma, tahta geçme seramonilerini andıran, oldukça şatafatlı bir gösteri yapılıyor. Ben bu zamana kadar kendi ülkemde, hiç bir yerde bu kadar gösterişli bir kutlama görmedim.

Başka bir gün konu tarihten açılıyor. Tüm ülkeler Türkiye’nin düşmanı ilan ediliyor, ülkenin 10 yıllık stratejisi masaya yatırılıyor. Dönem dönem nefret söylemine uzanan paylaşımlarla akşam ediliyor.

Çekilen her fotoğrafta muhakkak bir etnik yapı kavramı, bir sembol ön plana çıkartılıyor. Gurbetteki bu insanlar, yeri geliyor kendi aralarında “en iyi vatansever” yarışına giriyorlar.

İyi de, neden?

Tutumlarımız hakkında oldukça farklı açıdan değerlendirmeye alınmış değişik tanımlamalar bulunmaktadır. Kimilerine göre tutum, kişilerin eyleme geçmeden önce takındığı, eylemsiz bir tavırken bazıları içinse, olaylara, kişilere, eylemlere karşı göstermesi olası tüm davranış ve düşünsel yönelimdir. Tutumları çevreleyen ön yargılarımız vardır. Ön yargı, kişinin tutumlar oluşturmasına zemin hazırlar.

Kişiler, nesillerin zihinsel genetiğinde taşıdığı kültürel virüsleri yaymak ister. Eğer bir kişi, bir toplulukta sadece kendi kültüründen tekilse, o zaman baskın kültüre göre kendini yönlendirmek durumunda kalır. Bu tutum, kişinin belki de en ilkel refleksinden: “Adapte ol, hayatta kal” güdüsünden kaynaklanmaktadır.Ancak, kişi kendi kültürüne ait,büyük grup içerisinde göreceli olarak daha küçük bir  alt grubun üyesiyse, kendi kültürel tutumlarını, algılarını ve eylemlerini daha abartılı sergileme yönünde hareket eder. Aynı yüzyıllar öncesinde insanların kolonileşerek diğer gruplar üzerinde daha güçlü olma eğiliminde bulunduğu gibi.

İnsanın kendisini yakın hissettiği, kendini farklı hiçbir kültürle tanımlayamadığı bir ülkeden uzakta olmak aidiyet duygusunu hep diri tutar. Üstelik kişilerin yaşadıkları ayrımcılık gibi durumlarda beklenildiği gibi bir takım sert reaksiyonlar yaşanır. 

Dış politikada diaspora gücü hep bu temel tutumların sürekli güdülenmesi ile ayakta tutulmuştur. Anavatanından uzakta olan bireyler ülkelerine birgün geri dönme ya da hala saf bir vatandaşlık bağını devam ettirdiğini kanıtlamaya yönelik her türlü tutumu ve davranışı sergilemekten vazgeçmez.

Akıllara gelen ilk soru, bu tutum çeşidinin sadece Türkiye’nin gurbetçilerine has mı olduğu olmalı. Her ülkenin aslında kendine has bir “milliyetçi tutumu” bulunmaktadır. 

Davranışlarımızın kilidini açan tutumlar; çevresel faktörler, politik malzemeler, duygusal yapımız ve kültürel kodlarlarımız tarafından rahatlıkla etkilenebilir. Kendini milliyetçi olarak kimliklendirmeyen kişiler, uygun çevresel baskı ve içsel konfürmasyonlar altında pekala bu yönde bir tutum sergileyebilir. İnsan, kendi oluşturduğu topluluktan bağımsız olamayacağı gibi, davranışa dönüştürdüğü tutumlarını da birçok etki altında şekillendirebilir. Yeterki, kendi tutumlarını kolaylıkla yönetilebilir hale getirmesin!

Share

Leave a Comment